Lüks Villada Seks! (2)

Sabah erkenden kalkıp kahvaltımızı yaptıktan sonra bahçeye geçtim. Bakımsız kalan ağaçların budanması gereken dalları vardı, birkaç gündür onlarla uğraşıyordum. Saat 10:00 gibi çay içmek için eve geçtiğimde karım mutfakta bulaşık yıkıyordu. Saim Bey ve Nalan Hanım görünmüyordu. Karımın beline sarılıp yanağından öptüm. “Neredeler?” diye sorduğumda dirseğiyle beni itip, “Ne yapıyorsun be görecekler!” dedi gülerek.

Gerçekten de geriye döndüğümde Nalan Hanımı tam karşımda gördüm. Salon ve mutfak bitişikti, Amerikan mutfak denilen türdeydi, kapısı da yoktu. Büyük salonun merdiven boşluğundaki girişindeydi Nalan Hanım. Korkutucu bakışları vardı kadının, o an utancımdan başımı öne eğerken çay içemeden mutfağın bahçeye açılan kapısından çıktım dışarı. Allahtan karım Nalan Hanımın geldiğini görmemiş bulaşık yıkamaya devam etmişti.

Öğleye kadar bahçede kalıp çalıştım. kocaeli escort bayan Öğle yemeği için eve girdiğimde, karımın suratının pancar gibi kızardığını gördüm. “Ne oldu?” diye sorduğumda, “Yok bir şey!” dedi sinirle. Belki de ben çıktıktan sonra Nalan Hanım onu paylamıştı. Kadın bana edemediği sözleri karıma söylemişti anlaşılan. Karım yemeğimi verirken kendisi tabağındakilere hiç dokunmadı.

Öğleden sonra bahçede çalışırken arkamdan gelen bir çıtırtıyla geriye döndüm. darıca escort Nalan Hanımdı gelen, yerdeki kuru dallardan birine basmıştı. “Korkuttum mu?” dedi gülümseyerek. “Yok, Estağfurullah, olur mu öyle şey!” dedim. Bir ağacın yanında küçük merdivenin üstündeydim. Aşağı indim ayıp olmasın diye. Bu zamana kadar böyle bir şey yapmadığı için şaşkındım. Nalan Hanımın karımdan sonra beni de paylayacağını düşündüm. O nedenle başıma gelecekleri kabullenmiş halde kadının yüzüne bakmaya çekiniyordum.

Ama o bana ağaçlarla, bahçenin bakımıyla ilgili şeyler sordu, bilgi almak istediğini söyledi. O olay hakkında tek kelime etmeyeceğini anladığımda rahatladım. “Bahçe aslında çok güzel, ama bakım şart. Elimden geldiğince toparlamaya çalışıyorum. Baharda ağaçlara aşı yaparsak daha da iyi olacaktır…” dediğimde, “Bu aşı dediğin nasıl oluyor usta, anlatsana!” dedi karşılık olarak.

Anlayacağı şekilde basitçe anlatmaya çalıştım. Nalan Hanım dikkatle dinliyor, gösterdiğim örneklere bakıyordu. Kadının koca villada otura otura sıkıldığını, konuşacak birine, ilgisini çekecek bir şeye ihtiyacı olduğunu düşündüm. Muhafazakar bir kadın olsa da yabancı bir erkekle konuşma ihtiyacı hissetmişti.

“Bir ara şu havuza da bakabilir misin?” diye sorunca, “Tabii, ne demek, onu da hallederim!” dedim. “Sen çalışmaya devam et, öyle de konuşabiliriz!” diyerek eline aldığı bir çam kozalağı ile oynarken ben yeniden merdivene çıktım. Daha önce nerelerde çalıştığımı, üniversitede ne okuduğumu vs. bir sürü soru sordu ben çalışırken. İşe gireceğimiz zamanda da bu soruları sormuştu, ama şimdi yine soruyordu. Elindeki kozalakla oynayıp bir elimdeki işe bir bana bakıyordu.

Nerdeyse yere kadar inen koyu yeşil ince bir pardesü giymiş, başını omuzlarını da örten siyah bir türbanla bağlamıştı. Uzun beyaz yüzü ve elleri haricinde görünen bir yeri yoktu. Uzun boylu bir kadındı. Hatta kocasından biraz daha uzun kalıyordu. Güzel bir fiziği, güzel bir yüzü vardı Nalan Hanımın. Siyah babet ayakkabılar vardı ayağında, ince siyah çoraplı ayakları görünüyordu zaman zaman pardesünün savrulan eteklerinin altından.

“Sana kolay gelsin!” diyerek yanımdan uzaklaşırken arkasından baktım. Elindeki kozalakla oynaya oynaya eve girdi. Karımı azarlamış mıydı? Belki de kadın başına beni paylayamayacağı için öylesine havadan sudan sorular sormuştu sadece. Garip sorular beynimi kurcalarken bahçede akşama kadar çalışmaya devam ettim. Saat 18:00’e gelirken büyük tuvaletimi yapmak için eve geçtim. Çişim geldiğinde bahçedeki küçük tuvaleti kullanıyordum, ama büyük tuvaletimi çatı katındaki, karımla sikiştiğimiz banyoda yapıyordum.

Karım mutfaktaydı yine, akşam yemeğini hazırlıyordu. Nalan Hanım ve Saim Bey görünmüyordu. Karımın yüzündeki kızarıklık geçmiş, ama siniri aynı kalmıştı. “Ne oldu, söylesene!” dediğimde yine yanıt vermeyip geçiştirdi. Ama sonra, “Nalan Hanım yanına gelip sana ne söyledi?” diye sordu. Vereceğim cevabı merak eder şekilde gözlerini açtı. “Hiç, işle ilgili, o nedir, bu nedir filan sorular sordu. Havuza bakmamı istedi…” dediğimde, “Hımm!” yaptı manalı bir şekilde. “Geçen bana da demişti havuzu, ama unuttum sana demeyi!” dedi daha sonra.

“Ben tuvalete gidiyorum!” diyerek merdivenlere yönelirken o da işine geri döndü. Mermer basamaklardan çoraplı ayaklarımla sessizce çıkıyordum. İkinci katın merdiven sahanlığına geldiğimde Saim Beylerin yatak odası kapısının kapalı olduğunu gördüm. Bu saatte kapalı olmazdı kapıları. Acaba yatıyorlar mıydı akşam yemeği öncesinde diye düşündüm, ama bu düşünce bir anda geldiği gibi geri gitti. İçerden gacır gucur birtakım sesler geldi kulağıma.

Ne oluyor diyerek yavaşça parmak uçlarıma basarak kapıya yanaşıp kulağımı dayadım. Duyduğum sesler yatak gıcırtısıydı, Saim Bey ve Nalan Hanım içerde gündüz vakti sikişiyordu. Nefes alışverişimi kontrol etmeye çalışarak durup dinlemeye başladım. Yatak odalarında siyah ferforje demirden bir karyolaları vardı. Sikişmenin etkisiyle demir karyolanın gıcırtılarına ayaklarının parke zemin üzerindeki takırtıları karışıyordu. Aralarda güçlü ve şiddetli tıpkı dün gece karımla sikişirken çıkanlara benzeyen şekilde ‘Şop şop şop!’ seslerini duyuyordum. Saim Bey münzevi ve sofu görüntüsünün altında iyi bir sikiciydi anlaşılan. Daha birkaç saat önce bana sorular soran karısını çatır çatır sikiyordu.

Gıcırtı sesleri yavaş yavaş sona erdi sandığım anda daha yüksek perdeden çıkmaya başladı. Yoğun bir sikişmenin üstüne denk gelmiştim. Sesler aralarda yavaşlayıp hızlanmaya devam ederek 15-20 saniye daha devam ettikten sonra nihayet kesildi. Sessiz olmaya dikkat ederek üst kata çıkıp banyoya girdim.

Tuvaletimi yapıp aşağı indiğimde kapıları halen kapalıydı. Bir süre daha çalıştım bahçede. Bahçe malzemelerini arkada kalan küçük depoya koyup eve geçtim mutfak kapısından. Saim Bey aşağı inmiş, Nalan Hanım ise henüz gelmemişti. Saim Bey başıyla selam verdi. Kırlaşmış saçları biraz ıslak gibiydi. Sikişmenin ardından yıkanmış, temizlenmişti.

Ben mutfak masasında yemeğimi yerken Nalan Hanım da indi. Aynı uzun pardesüsü üstündeydi ama başını koyu mavi bir türbanla bağlamıştı bu kez. Beni görünce selam verdi, kocası gibi başıyla yapmadan. Selamını alırken Saim Beyin karşısına oturup telefonunu aldı eline. Yemeğimi yerken kadınla adama bakmadan edemiyordum. Bir karı koca ne yaparsa onlar da aynısını yapmışlardı, ama bunu daha hava kararmadan ve biz odamıza çıkmamışken yapmaları şaşırtıcıydı.

Yemeğimi yedikten sonra, “Hayırlı akşamlar!” diyerek odamıza çıktım. Özlem onların yemeklerini hazırlıyordu ben çıkarken. Özlem’nin gelmesi 22:30’u buldu. Yine yorgun görünüyordu. Soyunup yatağa girdiğinde sarıldım. “Niye sinirliydin bugün?” diye sorduğumda, “Boş ver!” dedi. “Ne oldu kız, ne saklıyorsun sen benden?” dediğimde, “Ya söyleyip de canını sıkmak istemiyorum!” dedi.

O söylemese de bir şeylerin olduğunu anladım. “Nalan Hanım ne söyledi sana?” dediğimde, “Bir şey demedi bana, onunla ilgisi yok ki!” dedi. “Ne peki, başka ne oldu ki?” dediğimdeyse, “Kızma ama!” dedi dudaklarını büzüştürerek. “Hadi uzatma, bırak oyun oynamayı da anlat!” dedim biraz da sert bir tonla.

“Şey, kahvaltıdan sonra bulaşıkları yıkarken Nalan Hanım yukarı çıktı. Saim Bey kaldı aşağıda. Benden kahve istedi, ben de yapıp yanına götürdüm. Kahveyi sehpaya koyarken elimi tuttu birden, benden hoşlandığını söyledi. Korkup elimi çektim hemen. Tezgaha dönerken peşimden geldi bu sefer, belimden sarılıp ellemeye, öpmeye çalışınca dirseğimle vurdum karnına. Canı yanınca bir şey demeden yukarı çıktı…” deyince Özlem’nin sözleri karşısında çok şaşırdım.

İçine kapanık, sofu dediğimiz adam karıma sulanmıştı. “Vay orospu çocuğu!” dedim. Özlem ellerini göğsüme koyup, “Allah aşkına Ufuk ses etme. Kaç zaman sonra böyle bir iş bulduk, kaybetmeyelim. Azıcık ellemesinde bir şey yok. Paraya ihtiyacımız var sonuçta!” dedi beni sakinleştirmeye çalışan bir tonda.

Daha önce çalıştığımız yerlerde de Özlem’ye sulanan, elleyen adamlar olmuştu. Tarlalarda, bağ bahçe işlerinde çalıştığımız zamanlarda işi kaybetmeyelim diye karımın kendini elletmelerine alışmıştım. Bütün bunların sona erdiğini düşündüğüm bir zamanda yeniden ortaya çıkması canımı sıktı.

Özlem ses çıkartmamam için yemin ettirdi. Bu işi kaybetmek istemiyordu. Eskisi gibi meyve yada fındık bahçelerinde, tarlalarda yevmiyeli işçi olarak üç kuruşa çalışıp, çadırlarda, barakalarda kaldığımız günlere geri dönmek istemiyordu. Ona daha iyi koşullar sağlayamadığım için kendimi suçlu hissediyordum. O yüzden dediğini yapıp sessiz kalacaktım.

Özlem’ye, “Akşam tuvalet için gelmiştim ya. Yukarı çıkarken baktım bunların kapıları kapalı. O saatte niye kapalı diye merak ettim, kapıya dayadım kulağımı. İçerde karyola gıcırdatıyorlardı. Gündüz vakti sikişiyorlardı!” dediğimde güldü.

Özlem, “Sana demeye utandım, ama ben de bir defa şahit oldum senin bu dediğine. Benim yanımda birbirlerine kaş göz işareti yapıp yukarı çıktılar. Sen Çanakkale’a gitmiştin arabayla. Nereye gidiyor bunlar diye merak ettim. Yukarı çıktım, kapıları kapalıydı. Senin gibi kulağımı dayadım kapıya, gündüz vakti sikişiyorlardı… Nalan Hanım öyle bir ‘Ayy, ahhh, ohhh!’ çekiyordu ki şaşırıp kalırsın… Duyarız ederiz diye korkuları, utanmaları yok hiç… Sonra da bir şey olmamış gibi geldiler aşağıya… Zaten kadının acayip acayip külotları sutyenleri var. Görüntüsüne baksan ehlisünnet bir kadın sanırsın, ama ben bu yaşımda giymeye utanırım onları!” dediğinde, “Nasıl şeylermiş onlar kız?” dedim merakla.

Özlem gülerek, “Böyle arkası ipli, giyince götünün arasında kalır. Önü de ha bu avucumdan daha küçük, ben giysem amım dışarda kalır valla!” dedi sesli gülmesini engellemek için ağzını kapatarak. Ev sahiplerimizin bu garip durumları karşısında şakayla karışık biraz daha konuştuktan sonra yattık…

O günden sonra gözüm Saim Bey de oldu hep. Bahçede çalıştığım zamanlarda bir yandan da evi gözetliyordum. Gerçi içerde olan biteni göremezdim, ama karıma askıntı olmaması için kendimce tedbirler almaya çalışıyordum. Arabayla Çanakkale’a gittiğim zamanlardaysa Özlem’yi arıyordum sık sık cebinden. Ancak tahminimin aksine Saim Beyden herhangi bir hareket gelmedi. Özlem’ye her seferinde bir şey olup olmadığını sorduğumda, “Bir şey yok. O günden sonra aklı başına geldi herhalde!” diyordu.

Saim Bey kabuğuna çekilmiş, ama Nalan Hanım sık sık çalışırken yanıma gelmeye başlamıştı. İşle ilgili sorular soruyor, bazen de çalışma sırasında ufak yardımlarda bulunuyordu. Bana ilk zamanlar “Usta!” diye hitap ederken sonrasında “Ufuk Bey!” demeye başlamış, en sonunda da sadece, “Ufuk!” der olmuştu.

Özlem’nin onun hakkında söyledikleri geliyordu aklıma yanıma her gelişinde. Yarağım ister istemez sertleşiyordu, ama kadın anlamasın diye azami dikkati gösteriyordum. Uzun ve bol pardesülerini üstünden hiç çıkartmıyor, başını aynı tip büyük türbanlarla bağlıyordu. Saim Bey evin içinden bile çıkmak istemezken karısı bahçede rahatça dolaşıyordu.

Geçen zamanla birlikte dikkatimi çeken bir şey de kendilerine herhangi bir ziyaretçinin gelmemesiydi. Diğer evlerdeki komşulardan gelen olmuyordu hiç. Onların da bir yere gittikleri yoktu zaten. Bize işi ayarlayan kardeşi bile Saim Bey yerine bazen beni arıyor, abisinin ve yengesinin nasıl olduğunu soruyordu…

Bir sabah kahvaltımı yapmış bahçeye çıkacakken, Nalan Hanım, “Ufuk seninle Çanakkale’a gitmemiz lazım!” deyince, “Şimdi mi?” dedim gayriihtiyari. “Evet, yapmam gereken işler var. Alışveriş de yapmam lazım. Ben çantamı alıp geleyim!” dedi ve yukarı çıktı. Kocası daha aşağı inmemişti. Özlem’ye, “Nerden çıktı şimdi bu?” dedim, sinirlenmiştim. Karımı Saim Bey ile tek bırakmak istemiyordum. Ancak Özlem gayet rahattı. “Ne olacak canım, sen merak etme beni, ben yapacağımı bilirim öyle bir durumda!” dedi gülümseyerek.

Birkaç dakika sonra Nalan Hanım omzuna siyah çantasını asmış, siyah güneş gözlüklerini de türbanının üstüne atmış halde indi aşağı. “Hadi çıkalım!” derken Saim Bey de arkasından iniyordu. Bana, “Dikkatli sür Ufuk, Nalan Hanım aşırı süratten hoşlanmaz!” deyince, “Merak etmeyin efendim, dikkat ederim!” dedim. Ancak içimden (Ulan ibne, karıma dokunmaya kalkma, ben de senin ebeni sikerim!) demeden duramadım.

Binmesi için arka kapıyı açtım ama o öne oturmak istediğini söyledi. Nalan Hanım öne oturunca yola çıktık, ama benim aklım Özlem’deydi. Karımı o çakalla yalnız bırakmak zorunda kalmıştım. Nalan Hanım, “Bahçe çok zamanını alıyor, havuzla daha ilgilenemedin?” deyince, “Kusura bakmayın. En yakın zamanda bakacağım. Gerçi havalar artık soğuyor, ama size söz verdim ne de olsa…” dedim. “Estağfurullah, ne sözü, sadece bir rica benimki!” dedi gülümseyerek.

Ardından evle ilgili kafasındaki düşüncelerden bahsetti. Evin içini ve dış cephesini boyatmak istediğini, ancak Saim Beyin buna karşı çıktığını, evin içinde tadilat görmek istemediğini söyledi. Kocası hakkında ilk kez böyle serzenişte bulunurken görüyordum kendisini.

Bir süre sessiz kaldıktan sonra neden çocuğumuz olmadığını, tedavi olup olmadığımızı, problemin kimde olduğunu sordu. “Kısmet olmadı, ikimiz de çok istedik, ama olmadı işte. Bende sıkıntı yokmuş, Özlem ile ilgili bir şeymiş. Tedavi için de paramız yeterli gelmedi bir türlü. Devlet karşılıyor dediler, ama sigortamız olmayınca ona da başvuramadık…” dedim.

Elini sağ kolumun üstüne koyup, “Biz ne güne duruyoruz Allah aşkına, özelse özel, devletse devlet. Hangi hastaneye gitmek istediğinizi söyleyin sadece. Para konusunu düşünmeyin!” dediğinde, “Çok teşekkür ederim!” dedim utanarak. İlk defa bana dokunmasına şaşırmıştım. Elini çekerken, “Ne demek, elimizden ne gelirse yaparız!” dedi karşılık olarak.

Kısa bir sessizlik sonrası ben utanıp sıkılarak, “Şey, sizin niye olmadı acaba?” diye sordum. Gülümseyerek, “Ben Saim Bey ile geç bir yaşta evlendim, o saatten sonra da yapmak istemedim. Saim Beyin ilk evliliğinden bir oğlu var zaten. Gerçi görüşmüyorlar, ama evlat sonuçta. İlk evliliğim 15 yıl sürmüştü. Senin Özlem gibi benim de kocam kısırdı. O nedenle çocuğumuz olmamıştı!” dedi.

Nalan Hanımın daha önce evli olduğunu bilmiyordum. Bunu ilk defa duyuyordum, ama yine de söyleyerek moralini bozmak istemedim. Ardından, “Senden yana sıkıntı olmadığını anlamıştım zaten. Güçlü, kuvvetli, yakışıklı adamsın. Ama Özlem de genç ve güzel bir kadın sonuçta. Anne olmak ona çok yakışacaktır!” dedi. Nazikçe teşekkür ederek karşılık verdim sözlerine.

Saim Beyin sözleri üzerine maksimum 60 km ile gidiyordum. Nalan Hanım camdan etrafı seyrediyordu. Merkeze gidince onu bir giyim mağazasının önünde indirdim. Arabayı yakınlardaki bir otoparka çektim. Özlem’yi aradım. Birkaç kez çaldıktan sonra açtı. “Orada durumlar nasıl?” diye sorduğumda, “İyi, ne olsun. Kahvaltı yapıp yukarı çıktı!” dedi Saim Bey için. “Bir şey dedi mi, bir şey yaptı mı?” diye soruncaysa, “Ne yapacak Ufuk, sen de telaş yapma böyle!” dedi sinirlenmiş gibi. “İyi, tamam”! diyerek kapattım telefonu.

Ama merak edip 15-20 dakika sonra yeniden aradım. Ancak bu kez yanıt alamadım, telefonu açmadı. Ne oldu, niye açmıyor bu diye düşünüp dururken Nalan Hanım arayıp yanına gelmemi istedi. Yeniden mağazanın önüne gittim. Bayağı alışveriş yapmıştı, elleri poşetlerle doluydu. Poşetleri bagaja koyarken o ön koltuğa oturdu yine. Elinde bir paket vardı. “Bu senin!” dedi paketi uzatıp. “Nedir bu?” dediğimde, “Aç bak bakalım, beğenecek misin?” dedi gülümseyerek.

Kareli bordo renkli çok güzel bir gömlekti. “Nalan Hanım çok teşekkür ederim, ama ne zahmet ettiniz?” dediğimde elimi tutup, “Sen daha iyilerine layıksın!” dedi. İlk kez eli elime değiyordu. Çok şaşırıp heyecanlandım. Sıcak ve yumuşak elini çekerken, “Nalan de bundan sonra bana, Hanım demeni istemiyorum, aramızda resmiyet olmasın lütfen!” dedi gülümseyerek. Ama hemen ardından, “Ama Saim Beyin yanında aynı şekilde Hanım demeye dikkat etmelisin!” dediğinde, “Nasıl isterseniz!” dedim. Arabayı çalıştırırken, “Nasıl isterseniz değil, nasıl istersen!” dedi nazikçe. “Peki!” dedim yanıt olarak.

Alışveriş sonrası başka mağazalara, PTT’ye ve banka şubesine uğradık. Bankadan çıktığında elinde hatırı sayılır bir miktarda para vardı. Paraları çantasına koyup, “Yemek yiyip öyle dönelim eve!” dedi. Sonra da, “Balık yemek istiyorum, bildiğim güzel bir yer var, oraya gidelim!” dedi. Yolu tarif ederek dediği balıkçıya gittik. Hayatımda ilk defa böyle lüks bir yere geliyordum. Üzerimdeki eski püskü kot pantolon ve ütüsüz gömlekle burası için uygun olmadığımı düşündüm. Ancak Nalan Hanım o şekilde düşünmüyordu.

Sahile bakan bir masaya oturduk. Ben ezik büzük otururken o benim adıma da sipariş verdi. Kadının benimle böyle yakından ilgilenmesi hoşuma gitmişti, ama niye böyle davrandığını da anlayamıyordum. Acaba benden hoşlanıyor muydu? Nalan Hanım gibi mütedeyyin bir kadının kocası haricinde bir erkeğe bakabileceğine inanmıyordum, ama aklıma başka da bir şey gelmiyordu.

Balıklarımızı yerken havadan sudan konuştuk. Bir sonraki gelişimizde bahçeye ekmek istediği ağaç fidanları olduğunu, onları alacağımızı söyledi. Nalan Hanımın işaretiyle hesabı istedim garsondan. Oldukça yüklü bir hesaptı, benim ödeyecek durumum zaten yoktu. Nalan Hanım bankadan çektiği paralarla ödedi, üstünü de bahşiş olarak bıraktı.

“Kesenize bereket, teşekkür ederim!” dediğimde, “Afiyet olsun, daha bu bir şey değil!” dedi gülümseyerek. Arabanın kapısını bu kez ben açtım binmesi için. Güneş karşıdan geldiği için gözlüklerini taktı. Bu haliyle daha güzel ve hoş bir görüntüsü olmuştu. 45 yaşında olsa da daha genç gösteriyordu. Yüzüne hiç makyaj yapmadığı için de teni temiz ve bakımlı kalmış, yaşlanıp kırışmamıştı.

Eve doğru giderken vites kolundaki elimi tuttu. Siyah güneş gözlüklerinin arkasından bana bakıyordu, dudaklarında gülümseme vardı. Bir süre o şekilde kaldıktan sonra çekti elini. Heyecandan ne yapacağımı şaşırdım. Ev sahibim bana yazılıyordu. Kadının niyeti bozduğunu anlamıştım artık. Eve gelene kadar başka söz etmedik, ama etmemize gerek kalmamıştı zaten.

Arabadan inerken, “Bu gömleği giysene, üstünde görmek istiyorum. Bedenini tahmin ettim ama uymazsa değiştirelim!” dedi gülümseyerek. “Tamam!” dedim kontağı kapatırken. Nalan Hanım arabadan inerken ben de bagajdaki poşetleri aldım. Önümden kısa topuklu babetleri ile kıvıra kıvıra yürüyordu. Siyah renkli, bol ve uzun pardesünün altında götünü sağa sola çalkalıyor, pardesünün genişliği bunu görmeme engel olamıyordu.

Poşetleri salona bıraktığımda karım ve Saim Bey yoktu içerde. Nalan Hanım, “Ben yukarı çıkayım!” diyerek merdivenlere yönelirken mutfağın bahçeye açılan kısmına baktım. Özlem görünmüyordu orada da. Yukarı çıktım hızlı adımlarla. Nalan Hanım yatak odasına girmiş, kapıyı kapatmıştı.

En üst kata çıkıp bizim odanın kapısını açmaya çalıştım, ama kapalıydı. Özlem içerde miydi? Birkaç defa tıklattım, “Özlem benim, açsana kapıyı, orda mısın?” dedim. Ne olduğunu anlamaya çalışıyordum. Derken kapı açıldı. Özlem’nin suratı kıpkırmızıydı. “Ne oldu kız, anlatsana, bir şey mi oldu?” dedim kapıyı kapatırken. Özlem ağlamıştı ben gelmeden önce. “Geç otur!” dedi yatağın üstünü işaret ederek. “O pezevenk bir şey mi yaptı sana?” dedim kollarından tutup sarsarak. “Otur, konuşalım!” dedi çok sakin bir sesle.

Bir şeyler olmuştu, ama Özlem’nin bu sakinliği beni korkutuyordu…

[Ufuk]

Yer işareti koy Kalıcı Bağlantı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir